bunların hepsi tıraş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bunların hepsi tıraş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2009

Patso

Bugün uyandım böyle telefonun alarmıyla off diye. Ben her gün böyle telefonun alarmıyla off diye uyanırım zaten de mesele o değil. Mesele şu ki; bu sabah yine her sabahki gibi istanbul'a karşı böyle oflayarak uyandığımda saat beşi geçiyodu. Beş diyosam -daha 17 17 17 değil- 05 yani, olup da vermeyenin... Oha biraz daha uyurum dedim, alarmı erteledim. Biraz daha biraz daha. Derken saat yedi oldu. 2 saatlik uyanma payı da iyiymiş he. Hakkaten "şimdi yatayım sabah erkenden kalkar çalışırım" lafına hakkını vermiştim. İki tane sınava girip çıktım neticede, affedersiniz ki bokum gibi geçti ikisi de canikolar. bir bınavdan çıkıp diğerini beklerken psikologa gitmeyi filan düşündüm hatta. karşısına geçip "merhaba psikolog hazretleri, ben kulunuz kavuniçi, iyileşmezsem param iade mi?" diye bir üçlük attırsam, bu konsantre problemimi aşabilir miydim lan? Evet abi, konsantre problemim vardı benim. Bi' filmi tamamen izleyemiyor, okuduğum kitabı iki dakika sonra elimden bırakıyordum. Yaprak dökümü keyfimi bile tamamına erdiremedim bu yüzden, off her şeyden sıkılıyorum. Düşün bi' de ders çalışçam ben. Hahaha şaka gibi lan.

Sonra bissürü yerlere gittim, paso filan yeniledim. Çiş bastırdı o arada, parama kıyıp tuvalete giremedim. Hem pis olurdu yaa kendi tuvaletin gibisi var mıydı şu memlekette. İçinde bok var olum onun ama yine de sahipleniyoruz tuğaletimizi ne garip iş. Eve gelmeme az kalmışken de yolun üstündeki fast foodçu amcaya uğrayıp, patso siparişi verdim. Patso siparişi eheheh ıstakoz var içinde amına koyim. Size ne o da benim keyfim.

Adam 'ölmüş sosis'in bi' tanesini sos havuzundan çıkarıp ekmeğin arasına yatırdı, oh şit çektim maliyet yükselecek. "Napıyosun abi ay sonunu çıkaramıycam" dermiş gibi bakmaya başladım buna. Göz göze geldik biz bu enkırmenle, "sadeydi de mi sizin patso?" dedi bana. Evet dedim, "dışardan ET yemeyen kibar kız" imajı çipildettim gözlerimde. Ekmeğin içinde hareketsiz yatan sosisi çıkardı havuza geri koydu. Ekmeğe sos bulaşmıştı, "ekmeği değiştiriyim mi?" dedi. "Kenar mahalle dilberiyim ben, bana koymaz öyle şeyler" imajımla kemosentez yaparak abiyi refüze ettim. Bu patatesleri doldurmaya başladı ekmeğe. Ama nasıl çok koyuyo, sanırsın ki yıllardır hasret kalmış. Tamam patso gördüm, yedim yani daha önce, hep yiyom; ama bu yükleme aşırı geldi. Yawdedi "şu açın karnını doyurayım," ben de içimden dedim "heralde beni beğendi o yüzden abanıyo pattize." Benim herif Ödemişli ya. Pattizle mi kandıracaksın beni ulan? Paketledi verdi sonra, dedim ne kadar, dedi 2,5. Anladım patatesin bolluğunun nerden geldiğini bu sayede. İstanbul şartlarında 2,5 lira bi' patsoya çok. 1,5 iyi. Ama patatesi bol sonuçta, iskenderin de etibol olunca fark ödüyosun. Sonra bi' kere garson bize dedi ki iskenderinizin eti bol mu olsun, biz de fiyatın tuzlanacağından habersiz "oh yes" dedik. Hesap kol gibi girdi sonra yine dedik: oh yes.

Patatesimi plastik şeytan yabasıyla bir bir yemeye başladım. Bir yandan da eve doğru yol alıyorum böyle bıdı bıdı. Bi' adamla karşılaştım dedi ki "ben de yiyebilir miyim?" duymamış gibi yaptım, yürümeye devam ettim; ama kötü laf koymuştu. Şimdi tutsam "bu adam bana böyle dedi" desem herkes bana götüyle gülerdi. Adamın kötü niyetini ispatlayamazdım yani azıcık ucundan versen demiş gibi olmuştu. İçimden bissürü küfür ettim ona. Edebimizle bi' patates bile yiyemiycek miydik yaa? Kızdım ben bu adama, çok kızdım. Kızdıkça yumuldum patatese. Patateslerin çoğunu yedim ekmeği kapatıp yemeye başladım sonra. Bunun gözü mü kalmış bedduası mı tutmuş neyse artık, boğazımda kaldı petetes. Ama o kadar sinirliyim ki yani, bi yandan boğazıma diziliyo, bi yandan yemeye devam ediyorum. En son toraksım ayı gibi şişti, hıçkırık tuttu, nefes almakta zorlandım: dedim durayım. "Ekmekten yumruk" aşağı insin diye bekliyorum, ama bunu istememdeki sebep nefes alabilmek değil, patsomu yemeye devam edebilmek. ahahahayık. Sonra bitirdim patatesi eve geldim oturdum sandalyeye. Sen de bunları ne diye okuyosun bok varmış gibi sevimsiz misin nesin anlamam. Hadi ben patso hakkında bu kadar saçma sapan bişey yazdım işim gücüm yok benim sana ne oluyor hayatın anlamını mı fısıldıcam sana ne sandın sen beni bee? Patso ya altı üstü patso. Metrobüs gibi. Patates sosis. Bunu okuycağna git iki sayfa not oku bak arkadaşların mezun oldu biz sana hâlâ para yatırıyoz.

17 Nisan 2009

Beş Sene Sonra Kendimi Nerede Görüyorum?

Off düşün mesela, aynı bu olduğum yerdeymişim. Oturmuşum fare gibi fıtı fıtı sözlük/blog kasıyorum nihohaha, nayıııııır. Olmaz, olamaz. İmkansız hatta. Annem yakin zaman içinde bi' cinnet geçirip önce kabloları koparacak, ardından da balyozla monitörü haşat edecek zaten. Balta kullansa belki parçaları birleştirebilirdim :(

O iş yatar hoca, o işi geçelim. Evlenmişim, çocuğum olmuş mesela. Askerdeki yavuklum döndüğünde beni alırsa, belki. Ama bu da çok klasik be :(((( Hiçbi' numarası yok yha.

- Kavun, görmeyeli naptın?
+ Evlendim abi :))
- Enişteye selam :)
+ Söylerim :)) Sen de yengeye söyle :))
- :)))

Daha gençliğime doyamadan yemek yap, bulaşık yıka, toz al, cam sil, kuyruk salla olayına mı giricem. 5 sene sonra hâlâ gencim ki olum ben!! Siz kendinize bakın. Hem evlenmicem ya. Bağlanma sorunum var benim Berke, sonsuza kadar sevgili olalım nütfen!!

Pıhıy. 5 sene sonra nişlicem ya. Allah'tan mezun olamadım da iş görüşmesine gitmiyorum. Yapamazdım olm ben.

- 5 sene sonra kendinizi nerede görüyosunuz?
+ Ananızınkinde görüyorum
- Ne ni nö, nahhsısıl?
+ Beton çok soğuk, üşüyorum...

- 5 sene sonra kendinizi nerede görüyosunuz?
+ zçxöçzxözxç allahasen sen kendini nerede görüyon bi' değele
- Muhafızlar!!

- 5 sene sonra kendinizi nerede görüyosunuz?
+ Şu deri koltukta
- Şimdi siktim!
+ Vayy aynı yollardan geçicez demek
- İhihih

- 5 sene sonra kendinizi nerede görüyosunuz?
+ Abi ben körüm
- Pardon yarana tuz bastım
+ Ben de taşağa yan bastım :(((

- 5 sene sonra kendinizi nerede görüyosunuz?
+ Kalktı. Sus.

çzöxçzöxçzöçxz

12 Nisan 2009

Hee..

Onu diyodu yaani. Köfteyi çakmam uzun sürmedi. Dünyanın en güzel onayı çıkıverdi ağzımdan: "Tamam ulan! Sen nasıl istiyosan..."

Evlerin ışıkları söndüğünde önce gözlerimizi kocaman açacak, sonra cigaralarmızdan birer nefes alıp bakışlarımızı pusacaktık. Omzuma dokunmasıyla dışarı fırlamamız bir olacaktı. O önden, ben arkadan. Ben sağdan, o soldan. Halil'in kapısına vardığımızdaysa ikimiz birden; yandan yandan. Yengeç miyiz olm biz? Şşş! Bi' duyan olur lan.

İyi güzel de hiç içime sinmedi be. Sanki kapıyı açabilecek de... Laf işte. "Bu plan işlemez amınakeyim. Üç voltalık kodes sonumuz olur, gel vazgeçelim." desem, bitse şu işkence? O topa gelişine vurmayacaktım hacı. Hem kesin arabeske bağlar, bu benim meselem, derin meseleee... Sevdanın türküsünü bi' sen biliyon sanki gancığın dölü. Sonra ne ödlekliğim kalır, ne satıcılığım. Namustan gol yemiş gibi olurum. Dönemem lan sözümden. E aptallığıma doymayayım, bile bile lades diyeyim, bu mudur yani?

Budur abi.

Motoru bozdum, yediğim içime sancı oldu, ben kaçayım artık evden beklerler? Yok yok, hiçbiri kâr etmez. İyiydik lan demez, Ayı Kemal bu. Otur lan ımcık der, çökerim olduğum yere. Vah başıma neler gelee. Anan ölee. Baban tepee. Düştük bir onulmaz derde. Neyse abi, gidecem dedimse gidecem. Kaçma fikrini kafamdan attım. Oturdum Kemal'le naapıyorum? Evlerin ışıklarının sönmesini bekliyorum. Hahah cartayı çekmesine ramak kalmış dedeler kırmızı nokta kovalarlar olm bu saatte. Sonra da hiçbişi olmamış gibi yatar, hoca allaaekber diyesiyece osura osura uyurlar. Işıklar sönecekmiş. Hee! O an aklımdan geçen tek şey Kemal'in karşısına geçip

"Işıhlar sönmeyecek loooo" diyerek kafayı güzellemekti; ama götüm yemedi. Dudaklarımı büzüştürüp sigaramdan hızlı hızlı nefesler alıyordum. Artizlik olsun diye mereti ağzımın kenarında tuttuğumdaysa duman ciğerime doluyor, öksürüğe kesilerek karizmama resetlerden reset beğeniyordum. Her şeyi bilen Kemal pek tabii ki bunun da çözümünü biliyordu: İçmesini bilmeyesen içmeyeceksin. Hee...

Zaman geçtikçe içimin darlanmasına katma değer vergileri bindi. Ulan kriz de yok ki ötv indirimi yapsınlar. Vay babayın, sokakta kedi bile kalmadı. Bizim götte bok donmuş, ışıklar sönecek de planı işleticez.

- Kemal be
+ Ne?
- Senin bu Halil'le ne alı..
+ Kız meselesi
- Hee
+ Derin mesele
- Öyle öyle de, o hatun seni reddetti diye biliyodum ben
+ Koçum
- Abim?
+ Bir kız hayır diyorsa aslında evettir
- Hee, haklısın, hee...

Kemal'in o ayıdan miras kalmış gibi duran irilikte bedenine bile büyük gelen bu lakırdıları nerden işittiği muallaktaydı ve benim yeni uğraşım bu muallağı kurcuklamaktı. Saat 12'yi çoktan geçmişti ve biz hâlâ kaldırımın sarı taşına tünemiş, sönecek ışıkların peşindeydik. Annemle babam olsa bu saate kadar nerede olduğumun dalaveresini düzenlemeye çalışırdım. Yoktular lan. Ben de tuttum Kemal'in bu acayip lakırdıları nerden arakladığını düşündüm durdum. Uyku da fena bastırdı bee. Yak bi' cigara daha, gönder ciğere ciğere.

Hikâyenin çıkışına dönecek olursak; Halil mahallemizin bıçkın delikanlıları tarafından -fazla normalliğinden- kabul görmeyen okumuş adam olmuş yegane numuneliğiydi. Ailesi kendisinden beş yaş küçük Mevsim'i Halil'e istediğinde, parmaklara yüzüklerin geçmesi uzun sürmedi. Çünkü beline kadar gelen kumral saçları, inciden bozma dişleri ve uzun ince boynuyla bildiğimiz güzel tarifine uyan Mevsim, ayı kemallerin değil, okumuş adam olmuş halilerin harcıydı. Kemal duruma epey içerlemişti. Ulan ayı, şu kız seni evine alsın da ninja turtle gibi göbeğinin üzerinde çevrinmeni mi izlesin? Hatta seni kim n'aapsın? Askere gidip az adam olunca, Naciye'nin dişlek torunu; belki, anca... Mevsim şimdi Halil işte olm.
Sen gamlı hazan, o ise bahar, dinle de vazgeç,
Sen kendine kendin gibi bir taze hıyar seç.
Artık götünün soğuğu yeterince çekmesinden midir, aklının başına gelip görmediğini gözüne göstermesinden midir, nedendir bilmem; birden doğruldu Kemal.

- Kalk lan gidiyoz.
+ Nereye?
- Ebeninkini yemeye
+ Hee...

Sıskalıktan kemikleri sayılan ikinci adam olmak kolay değildir beyim. Leb demeden sağdan sola beş harfliye Çorum cevabını şak diye yapıştırabilecek kapasite gerektirir çoğun. Yeri gelir ağzı bıçağa açtırmaz, acısını içinde yaşamak isteyen adamın bir adım gerisinde hiçbi' şey olmamış gibi dolanmaya devam edersin. Bizim de kendimize göre belirli yeteneklerimiz vardı hani... Yani daha fiktif düzeyde sapır sapır döküldüğünden elde patlayan boktan planımızdan kimseye bahsetmedim. O geceyi yaşanmamış sayıp peşinden gelen gecelerde Kemal'in ayılıktan çıkıp öküz gibi böğürmelerini görmedim, duymadım, bilmedim. Zaten sonraları Kemal de benim bilmediklerimi bilmekten vazgeçmeyi becerdi. Mevsim'le Halil memur düğünüyle gerdeğe girip, İstanbul'a göç etti. Aylar, yıllar geçti, mevsimler değişti. Biz hep aynıyız ama. İyi parlatmışız keyfimizi, nasıl gıcır. Bi' gün yine böyle akşamı kahvede etmişiz, sokakta ışıkların sönmesini kutlayacaz, ağzımdaki baklayı çıkarıverdim.

- Abi senin Mevsim vardı ya
+ Ee?
- Halil İstanbul'da kevaşelerle gününü gün edip, bunu da köle gibi kullanıyomuş
+ Valla mı lan
- Hee..
+ Yazık olmuş
- Öyle öyle

Kemal ayı filandı ama, iyiydi lan..