13 Nisan 2009

Alabim Komando Oldu #1

6. yaşımı Siirt'te kutladım. Kutladım derken ööyle ortada pasta, mum, hediye filan yoktu. Ağustos sıcağında ebelemeç oynarken bedenime dokunan çocuk elleri kutsanmama kâfi desem de, içim burulmuştu. Doğum günümden iki üç hafta sonra okul açıldı zaten. Artık büyümüştüm ve özel günlere kafa yoramayacak kadar meşguliyet sahibi olmuştum. İçimin burukluğunu da çabuk unutmuştum. Babam Alabim'le beni evimizin tam karşısındaki okula yazdırmıştı. İlk gün bize -ne hikmetse- tatildi. İkinci gün okula gittik. Alabim 3. sınıfa gidiyordu, yerini kendi bulurdu. Bense zorla sahneye çıkartılan çocuklar gibi, başını kapıdan uzatan babam tarafından öne doğru ittirildim. Gerçi bunlar gereksiz şeylerdi, şahsım okulcul bi' insandı...

Tepesinde yumruk kadar bir saç kümesiyle devasa bir horozu andıran Fatoş örtmen -kâhkülle tanışmam o güne denk gelir- samimiyetsiz bir gülümsemeyle beni içeri buyredip, bitli bicik Leyla'nın yanına oturttu. Peşinden gelen günlerde tahtaya harfleri çiziktirmeye başladı. Neymiş o? Çadııır. Diğeri? Simiiiit. Siktirin lan ordan. Çadır ve simidi reddederek kalabalıktan ayrılan AAA, OOO seslerime dayanamayan Kahkül Kadın sonunda babamı okula çağırdı. "Sınıf atlatalım kızınızı, okuma yazma biliyor." Babam sonraları zorlanırım diye izin vermedi. Susam sokağı izlemek suç bu memlekette zaten!! Zeki olmak daha da suç.

Sınıfta benim gibi okumayı bilen bi' subay kızı vardı. K.K. çareyi ikimizi günaşırı okuma yarışması yaptırmakta bulmuştu. O da bi' noktadan sonra sıkıcı olmuştu. Ama orası yeterince tuhaf bi' memleket olduğundan sıkılmaya vakit olmuyordu. Hem altı üstü çocuktum ben. Ne sıkılacaktım lan? O gün sakızın, ağızda su çalkalamanın orucu bozup bozmadığına dair teatide bulunan kızları tuvalette bırakıp, bahçeye çıkmasam, koşup düşmesem, "ben kızılay koluyum açılın" -sanki böbreğim yere düştü- nidalarıyla yardımıma yetişen Yeliz gözyaşlarımı tuzlu çubuk krakerle dindirmese, en iyi arkadaşım olmaya hak kazanabilir miydi bilmem, bilemem. Ama kelebek etkisi tesirini göstermiş, ineklerin çöp yediği o garip şehirde bana süper bir dost kazandırmıştı.

Günlerim Yeliz'le gah seksek oynayarak, gah ip atlayarak, gah kumun içinde yaprak isimli saçma ötesi yemeği servise sunarak geçiyordu. İşte böyle günlerden birinde seçimimizi seksek oynamaktan yana kullandık. Ben duvarımızın üzerine çıkıp sotelediğimiz mermer taşlardan bir tanesini almaya çabalarken, namusuma göz dikmiş piçin biri eteğimin altındaki paçalı donumu dikizlediğini fark ettim. Mermer daşı elime almamla kafasına çalmam bir oldu. Bak bakalım bir dahakine aynısını yapabiliyo muydu? O kadarla yetinmedim tabii, Alabime ispitledim deyyusu. Ben evde namusumu kaybetmemin acısına için için ağlarken; Yeliz, Alabim ve ekibine seksomanyağın kim olduğunu göstermiş, cinsi sapık kafasındaki mermer darbesini atlatamadan Alabim'den bi' araba dayak yemişti. Alabim eve geldiğinde bacısına sahip çıkmış olmanın gururuyla, sonraki günlerde belirli aralıklar duyacağım ve bana her zaman güvende olduğumu hissettirecek o mümtaz cümleyi yumurtladı.
Birisi sana bişey derse, yanıma gel.
İnsanlığım henüz ölmediğinden çocuğun hâline üzülmüştüm. Bir daha birisi bana terso yapacak olursa "hey dostum bu sorunu konuşarak hâlledebiliriz ha" diyecek, döğüş makinası abimi olaya bulaştırmayacaktım. Dediğimi yaptım, sözümü tuttum, kolumu kırdılar, yenimin içinde bıraktım.


Sonra... Alabimi askere uğurladık dün. Haşindi maşindi ama; iyiydi lan..

3 yorum:

Başka Anne dedi ki...

holallaaaaalaa hayırlı uğurlu olsun çitoslarr. çok yazın ihmal etmeyin.
saryadovski

dünya kavuniçi dedi ki...

sağolasın ablacım :)) etmecez.

itaatsiz dedi ki...

İşte beklediğimiz gün, beklediğimiz hikayeler. Oh be.